
Geçen gün İzmir’de bir etkinliğe davet edildim. “Davete icabet etmek gerekir.” deyip gittim.
3 Meşe Sarı Zeybek & Parmida Puro eşleşmesi etkinliği…
3 Meşe Sarı Zeybek rakısından Sn. Murat Karahan, rakının Atatürk’ten başlayan hikayesini ve ilk adımlarını anlattı. Ardından Parmida Puro’dan Sn. Özgür Çağdaş Çakıroğlu puroyun A’dan Z’ye tarihini, kesimini, içimini, her şeyini seve seve anlattı. Keyifle içtik, keyifle dinledik.
İçki bir kültür ve çağdaşlıktır.
Benim içkiyi tanıyışım çocukluğumda, mahalledeki bir düğünde çevreye yayılan kokusuyla başlamıştı.
O dönem rakının öyle keskin bir kokusu vardı ki, 200-300 metrekarelik alanı kapsardı. O müthiş kokusuyla âdeta “gel de iç” diye davet ederdi.
Ak sakallı biri o kokuyu alınca “zındıklar yine zıkkımlanıyor” dese de içenlerin ona saygısı sonsuzdu.
Düğünde ağır abiler bir köşeye oturmuş,
yavaş yavaş usulünce içiyorlardı. O köşede,
birkaç ay önce cinayetten cezasını çekip çıkmış biri de vardı. Adam içeriden çıkalı birkaç ay olmuştu, kanlıları hâlen intikama kalkışmamıştı. Ama insanlar boş durur mu? O geceye hazırlık yapılmıştı. İçerden çıkan adam içecek,
öldürdüğü kişinin 20 yaşlarındaki kardeşi de bıçakla intikamını alacaktı. Herkes için bu iş o gece bitecekti. Çünkü delikanlı olayı hep öyle dinlemişti: Abisi kalleşçe öldürülmüştü.
Ama işler planlandığı gibi olmadı.
Delikanlı da bir içki masasındaydı.
Masa dediğim, bizim yöreye özgü kürsüler ve üstünde domino oynanan sehpalar…
Düğünlerde de o sehpaların üstünde ince belli bardaklarda rakılar yudumlanırdı.
Duyumlara göre delikanlıyla adam birkaç kez bakışmış. Adam kalkıp gitmek istemiş ama masadakiler “sıkıntı çıkmaz” diyerek oturtup içirmeye devam etmişler. İçerden çıkan adam birkaç kez “Öleceksem bu gece, rakıyla iyice narkozlanayım” demiş.
Saatler ilerledikçe delikanlı birden bıçakla karşısına dikilmiş.
Çevredekiler sakinleştirmeye çalışırken adam, “Durun.” demiş, dönüp delikanlıya,
“At elindeki kör bıçağı, al öldüreceksen beni silahımla öldür.” deyip belindeki silahı uzatmış. Delikanlı bıçağı atıp silahı almış. Çevrede çıt çıkmamış. Birkaç dakikalık sessizlikten sonra delikanlı, elindeki silahı adamın yüzüne atarak, “Katil olan sensin.” demiş.
Sonra da memleketi terk etmiş.
Hazırlıklıymış; vursaydı da kaçıp gidecekti.
Ama vurmadan, sessizce gitmeyi seçmiş.
Ağır abilerin masasından tek bir ses yükselmedi. Herkes, yüreklere işleyen şırvan hoyratını dinliyor, ağır ağır yudumlarını içiyordu.
Ölümden dönen adam, ölesiye içti o gece. Arkadaşları onu sırtlayıp götürdüler.
Zaten bir ölü gibiydi. Aslında o gece, kendi silahıyla ölebilirdi. Delikanlının “Katil olan sensin.” sözleri zihninde dönüp dolaştı, dudaklarından mırıldanıp durdu. Sözleri ağır gelmişti. Herkes kendi yorumunu yaptı ama çoğunluk, “İçilmeseydi, kan dökülürdü.” görüşündeydi.
Ben de o gece içkinin çağdaşlığını gördüm.
İçkinin kan dökülmesine nasıl engel olduğunu gördüm. Hayatı tanıdım. İçkiye asla kötü bir şeymiş gözüyle bakmadım. Sadece her şeyin fazlası nasıl zararsa, içkinin de fazlası zarardır. İçiyorsan, durmasını bileceksin.
3 Meşe Sarı Zeybek; meşeden neşeye, rakının Atatürk’ten günümüze masalarımıza kadar gelen hikayesini Murat Karahan çok güzel anlattı.
Bu güzel hikaye için Marmaris’te bir etkinlik düzenleyebiliriz. Etkinlikler harekettir, berekettir. Tanıtım etkinlikleri iç turizmde kültürel faaliyetleri artırarak sektörde kaliteyi yükseltir.