
Öyle bir bolluk dönemi ki, kimse kimseyi takmıyor. Kimin kime ne yaptığı, kimin umurunda! “Lütfen”, “özür dilerim”, “rica ederim”, “teşekkür ederim” gibi kelimeler, en üst rafa kaldırılmış adeta.
Cep telefonlarına öyle bir gömülmüşler ki, neredeyse ruhlarını içine çekmiş bu cihazlar. Biri ölüyor! El uzatacağına, cep telefonuyla çekim yapıp paylaşım yapmaya çalışıyor. Teknoloji, medeniyeti artırmaktan çok, saygısızlığı artırdı. Telefonlarla bağırarak konuşanlar, küfürleşenler…
Ya kardeşim! Tamam, telefonu icat edecek beyine sahip olmayabilirsin ama en azından onu kullanabilecek kapasitede olmalısın. SAYGI! SAYGI!
Telefonunun markası değil, onu nasıl kullandığın senin kaliteni belirler. Arabanın kalitesi de seni kaliteli yapmaz! Kaliten; onu beyefendi gibi kullanmanla ölçülür. Ama şimdi, bir şekilde telefon ya da araba almış olan herkes, her yerde öncelik istiyor. Trafikte kavgalar… Hastanelerde sağlıkçılara saldırılar…
Bu “Ne oldum delisi” olanlara özel bir klinik açılmalı! Herkes gibi sıradan bir birey oldukları öğretilmeli. Ne güzel söylemiş Mevlânâ:
“Sabret, şükret, dua et…”
Bu topraklar, bu sözlerle yoğruldu…
Eskiden bir Türkiye’miz vardı; Ailenin yanında saygılı olan, kadın varsa küfür edilmeyen, şiddetin olmadığı bir Türkiye… Şimdiyse kimsenin kimseyi takmadığı bir düzende yaşıyoruz. Pahalılık var ama bereket yok. Herkes parayı az ya da çok kazanıyor ama herkes bir özgüven patlaması yaşıyor.
“Nerede inceyse orada kopsun” modunda!
Son yıllarda taşralara açılan üniversitelerle, sokaklar cahil diplomalılarla doldu.
Diplomasız ama erdemli insanlar var; diklenmezler, bilmedikleri konuda yorum yapmazlar. Ama şimdi teknoloji, ar damarını da parçaladı.
Geçenlerde, Allah’ın güzellikleriyle bezediği Bozburun’da, Arda Deniz Onat, ailesinin gözü önünde, ekmek teknelerinde ağırladıkları kişiler tarafından öldürüldü. Aile işletmesi olan teknede tatil yapan üç yabancı uyruklu bayanın davetiyle gelen gençler, ağırlanmış olmalarına rağmen yüzsüzleşerek, sanki pavyona gelmiş gibi davranıp konaklamak istediler. Tartışma denize taştı. Denizin ortasında, dingilerde çıkan arbedede Bozburun’un en sevilen genci, başına aldığı darbeyle hayatını kaybetti.
Üç genç tutuklandı… Emeğin, ailece çalışmanın ne demek olduğunu bilmeyen bu gençler… Bunlar bizim gençliğimiz mi? Bu ülkenin gençleri; emeğe, aileye, kadına, büyüğüne saygı duyar. Ama kızların davetine uyarak gelen bu gençler, anne babalarının yaşıtlarıyla ve kendi akranlarıyla tartışmaya giriyorlar. “Teşekkür ederim”, “rica ederim”, “özür dilerim”, “lütfen”… Hiçbiri yok!
Arda Deniz Onat! Ölümünle Muğla’yı yasa boğdun. Sebep olanlara söylenecek her şey söylendi. Adaletin yerini bulacağına yürekten inanıyoruz.
Adalet yürüyüşünde, Belediye Meclis Üyemiz Erdal Nur’un, baba Kenan Onat’a söylediği söz yürekleri ısıttı:
“Asla yalnız değilsiniz. Sonuna kadar yanınızdayız.”
İşte böyle güzel kalpli, duyarlı insanlar var hâlâ.
Haksızlığa uğrayan hiç kimse yalnız değildir. Adalet, er ya da geç tecelli edecektir.
2025 yılındayız!
Haberlere bakın, insanların öldürülme nedenlerine…
Tüm bunlar, bolluktan kudurmuşluktan başka nedir?
RAHATLIK BATIYOR!
Peki, neden bütün bu tatsız olaylar yaşanmadan önlenemiyor? Bu konudaki başarısızlığımızın sebepleri neler? Neden kimse önlem almıyor? Neden insanlar bu kadar cahil ve kaba bırakılmış?
Ağırlanılan bir teknede, dostluk kurarak ayrılmak bu kadar mı zor?
Mevlânâ’nın şu sözüyle noktalayalım:
“Sütten çıkınca bütün kaşıklar aktır. Önemli olan, içinden çıktığın sütü ak bırakmaktır.”
Arda Deniz Onat’a Saygıyla…
Mekânın cennet olsun! Bölgenin en sevilen delikanlısı…