
Bir an geçiyor gözümün önünden kırçıla çalmaya yüz tutmuş hınzır yıllar. Geçmişe dönüp baktığım zaman bir arpa boyu yol almamışım sanki… Önemli olanın çok değil “hissederek ve vazgeçilmez sancılarını duyarak” yaşayabilmenin nokta atışı olduğunu neden geç anlıyor insan? Eğilip bükülmeden, hırslara yenilmeden yaşayabilmek, beyazı görmek kadar kolay görebilene…
Aslında kimse sevmez yaşlanmayı ama kaçışının olmadığını da en iyi kendisi bilir… Coşkuyu yitirmeyerek gökkuşağının her rengini ruhunda hisseden insan yaşlanmaz, ‘yaş’ alır sadece… İhtiyarlığı sadece çok fazla yaşadığı için özümsemiş kimselerden daha acıdır, hayallerine ihanet edenlerin hisleri…
Ömer Hayyam’ ın söylediği gibi “cennette senin içinde cehennemde” … Kucaklamak istediğin hayatı korkmadan kavra ve başkasının ellerinde erimesine izin verme… Kendi cennetinde hayatın en özgün halini yaşa… Çünkü damak tadına hitap eden tüm lezzetleri en ilk-el haliyle tercih ederek kabul etmek, başkalarının sana sunduğu yamalı bir hayatı yaşamaktan daha anlamli değil midir?
Didem Meram